Home / Genel / ÜCRET NEDİR?

ÜCRET NEDİR?

“Ücret emeğin karşılığıdır” denir. Bu yanlıştır. Ücret iş bittikten sonra verildiğinden ve bize “aylık ücretin şu kadar” dendiği için aldığımız ücret emeğimizin fiyatıymış gibi görünür. Ama biraz daha dikkatli düşünelim; patron bize verdiği ücret karşılığında, iş günlerinde, belli bir süre boyunca bizi çalıştırma yani bizim işgücümüzü kullanma hakkı elde eder. Biz çalışmaya başlarız, belli bir süre sonra, diyelim ki iki saatte, aldığımız günlük ücrete denk düşen üretimi yaparız. “Tamam, ben günlük maaşıma denk düşen
üretimi yaptım, benden bugünlük bu kadar” diyemeyiz. Henüz mesaiye – diyelim ki – altı saat vardır. Bu altı saat boyunca yaptığımız tüm üretim patrona aittir. Bu altı saatte üretilen değere artı-değer denir ve patron buna el koyar, bize sadece iki saatin ücretini verir.

Demek ki, ücret emeğimizin değeri değil, işgücünün, çalışma saatleri boyunca iş yapma potansiyelimizin değeridir. Çalışırken ürettiğimiz değer, aldığımız ücretin üstündedir ve patronların kârı da tam olarak buradan doğar.

Patronlar, ürettiklerimizin değerinin daha fazlasına el koymak, bize verdikleri payı düşürmek için çeşitli yollara başvururlar. İş ücretlerini mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışırlar. Çalışma süresini (işgününü) uzatarak da saat başına düşen ücreti düşürürler. Günlük maaşım 100 liraysa ve günde sekiz saat çalışıyorsam saat başına 12.5 lira almış olurum. Ama patron çalışma saatimi on saate çıkarırsa ücretim toplamda aynı kalsa bile saat başına 10 liraya düşmüş olur. Patronlar emek yoğunluğunu artırdıklarında da bize daha fazla enerji harcatıp, belirli bir sürede daha fazla ürün üretmemizi sağlayarak- ama bunu yaparken ücretimizi aynı bırakarak – iş saatinin fiyatını düşürmüş olurlar. Onlar bizi daha uzun ve daha yoğun çalıştırdıklarında daha da zenginleşirken bizler de yıpranırız, ömrümüzden ömü gider. “Piyasa kötü”yse, patron üretimi kısmak zorunda kalırsa, yine biz zararlı çıkarız. Çünkü bu durumda patronlar işgününü kısaltıp saat ücreti getirirler ve biz yine ücret kaybına uğrarız.

Ücretin parasal ifadesi yanıltıcı olabilir. Aynı yılın Ocak ayında ve Aralık ayında ücretinizin 2000 lira olduğunu varsayalım. Ocak ayından Aralık ayına kadar temel ihtiyaç mallarının fiyatı yüzde on artış göstermişse (yani yıllık enflasyon oranı yüzde on olmuşsa) benim ücretim de – rakamsal olarak hala 2000 lira kalsa bile – yüzde 10 değer kaybetmiş demektir.

İşgücümüzün değeri neye göre belirlenir? Alınıp satılan her mal gibi üretilmesi için toplumsal olarak gerekli emek zamanıyla belirlenir. Bir arabanın bir gömlekten daha pahalı olmasının nedeni arabanın üretimi icin gerekli olan emek zamanının gömleğe göre daha uzun olmasıdır. Peki işgücünün değeri neye göre belirlenir? İşçinin ve ailesinin ayakta kalabilmesi için gerekli olan geçim araçlarının değerine, bu değer de bu araçların üretilmesi için toplumsal olarak gerekli emek zamanına göre belirlenir. Gündelik dilde söylersek, işgücünün değeri ertesi gün işe gelebilmemiz için gerekli olan besin, konut, elbise vb. gibi ihtiyaçların bedeli ve buna ek olarak (bir sonraki işçi neslinin yetişmesi için) çocuklarımızın bakım
masraflarına denk düşer.

Ama diğer mallardan farklı olarak, işgücünün fiyatı genelde değerinden aşağıya doğru sapma gösterir. Diğer malların sürekli pahalılaşması, vergilerin artması, kiraların yükselmesi, sağlık ve eğitim giderlerinin
büyümesi işçilerin gerçek ücretini düşürür.

Ücretlerin düşmesinin bir başka nedeni “iş pazarı”nın etkisidir. İşsizlik, ücretlerin düşmesine yol açan önemli bir etkendir. Patron, işgücünü mümkün olduğunca ucuza satın almaya çalışır. İşsizlik nedeniyle aynı işe çok işçi talip olur. Bu da patronun elini güçlendirir. Bu sayede ücretleri daha düşük tutabilir.

İşçiye “bu ücreti beğenmiyor musun, git o zaman, kapıda bu işi bu ücrete yapmak için bekleyen çok işçi var” diyebilir. Patron şunu çok iyi bilir ki, bir tüccar istediği fiyata satamadığı mallarını bir süreliğine satmadan bekletebilir ama işgücünden başka satacak hiçbir şeyi olmayan, yaşamını sürdürecek başka bir geliri olmayan bir işçi işgücünü satmadan bekleyemez. Açlıktan ölmemek için patronun belirlediği koşullarda çalışmak zorunda kalır. İşte bu durum, ücretleri aşağıya çeker. Normalden daha ucuza kadın, çocuk, göçmen işçi çalıştırmak da patronların ücretleri aşağı çekmesini kolaylaştırır.

Patron, ücretleri en fazla ne kadar düşürebilir? İşçi, yaşayabilmesi ve işgücünü yeniden üretebilmesi için mutlak gerekli olan belirli bir miktar geçim aracına sahip olmak zorundadır. Türkiye’de bu asgari geçim sınırı “yoksulluk sınırı” olarak adlandırılmaktadır. Türk-İş sendikasının araştırmasına göre 2018 yılının Mayıs ayında dört kişilik bir ailenin “gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık vb. ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı 5492 lira”dır. Ama bilindiği gibi, Türkiye’de işgücünün fiyatı bu asgarinin çok altındadır. 2017 Aralık ayında açıklanan rakamlara göre çalışanların yüzde 83’ü (12 milyon kişi), 1404 ile 2 bin 808 TL arasında değişen ücretlerle çalışmaktadır. (Bunu yıl başında asgari ücrete yapılan zammı dikkate alarak 2018 yılı rakamlarına çevirirsek çalışanların yüzde 83’ünün (12 milyon kişi), 1603 ile 3 bin 206 TL arasında değişen ücretlerle çalıştığını söyleyebiliriz.)

Demek ki Türkiye’de işgücünün fiyatı, değerinin (işçinin kendisi ve ailesi için gereksinim duyduğu geçim araçlarının değerinin) çok altına düşmüş.

Soruyu tersinden soralım: Biz – kapitalizm koşulları altında – ücretleri en fazla ne kadar
yükseltebiliriz?
Bunun azami sınırı işgücünün değeridir. Patronlar ücretleri işgücünün değerinin altına, işçiler ise işgücünün değerine çıkarmaya çalışırlar. Ücret düzeylerinin hangisine ne ölçüde yaklaştığı mücadeleyle belirlenir. Daha güçlü ve daha örgütlü olan mücadelede daha fazla mevzi elde eder.
Ne kadar örgütlenirsek, ne kadar birlikte mücadele verirsek, kapitalizm koşulları altında o kadar mevzi
kazanırız. Ama verdiğimiz bu iktisadi mücadele kapitalizmi ortadan kaldırmaya yetmez, bizi sömürü ve yoksulluktan tamamen kurtaramaz. Yoksulluk ve sömürü ancak kapitalizmi yok ettiğimiz zaman ortadan kalkacaktır.

Check Also

1 Mayıs’a 1 Yıl Varken Başladık?

Çok garip ilişkileri, tepkileri veya istekleri olan örgütlere sahibiz.Her şeyi iktidar (siz patronlar diye okuyun) …